Sayfa: [1]
Gönderen Konu: hendek gazvesinden aliacak dersler  (Okunma Sayısı 795 defa)
haidar
Tecrübeli Üye
***
Mesaj Sayısı: 117


سَيَأْتِي عَلَى النَّاسِ سَنَوَاتٌ خَدَّ


Üyelik Bilgileri E-Posta
« : Eylül 19, 2009, 12:33:47 ÖÖ »

 Hendek Gazvesinde Cereyan Eden Olaylar:
 

Rasûlullah (sav) hendek kazma işini bitirdikten sonra Kureyşliler -bera­berlerinde bulunan Kinane ve Tihameliler ile birlikte- yaklaşık onbin kişi ile; Gatafanlılar da beraberlerinde bulunan Necidlilerle birlikte geldiler ve Uhud'un yan tarafında konakladılar. Rasûlullah (sav) ile müslümanlar da Sel' dağı üzerinde konakladılar. Yaklaşık üçbin kişi idiler. Askerlerini yerleştir­diler. Hendek ise kendileri ile müşrikler arasında bulunuyordu. Medine'ye -İbn Şihab'ın görüşüne göre- İbn Um Mektum'u kendisinin yerine vekil ola­rak bıraktı.

Nadiroğullarından, Allah düşmanı Huyey b. Ahtab da çıkıp Kureyzalı Ka'b b. Esed'in yanına gitti. Ka'b Kureyzahların adına konuşan ve onların baş­kanı idi. Rasûlullah (sav) ile barış antlaşması.yapmış, onunla akitte bulunmuş ve ahiteşmiş idi. Ka'b b. Esed, Huyey b. Ahtab'ın geldiğini işitince, kale ka­pısını yüzüne kapattı ve ona kapıyı açmayı kabul etmedi. Huyey ona: Kapı­yı aç kardeşim, dedi. Ka'b kendisine: Sana kapıyı açmam. Çünkü sen uğur­suz bir adamsın. Muhammed'e muhalefet etmemi istiyorsun, ona çağırıyor­sun. Ben ise onunla akit ve antlaşma yapmış bulunuyorum. Ondan da vefa­kârlıktan ve doğruluktan başka bir şey görmedim. Benimle onun arasında­ki antlaşmayı da bozacak değilim. Bunun üzerine Huyey ona şöyle dedi: Ka­pıyı aç ki seninle konuşayım ve sonra seni bırakıp giderim. Ka'b yine: Böy­le bir şey yapmam, dedi. Bu sefer Huyey ona: Sen, seninle birlikte çorbanı içerim diye korkuyorsun. Bu söze Ka'b kızdı ve kapıyı ona açtı.

Huyey: Ey Ka'b dedi: Ben sana zamanın güç ve kuvvetini getirdim. Sana Kureyş'i ve onların ileri gelenleri, Gatafanlılan ve liderlerini getirdim. Bun­lar Muhammed'i ve onunla birlikte olanları kökten imha etmek üzere birbir­leriyle sözleşmiş bulunuyorlar.
Ka'b ona şöyle dedi: Allah'a yemin ederim ki, sen zamanın zilletini ve hiç­bir yağmur yükü bulunmayan boş bulutlan getirdin. Yazıklar olsun sana ey Huyey! Beni bırak, ben senin yapmamı istediğin şeyi yapacak değilim. An­cak Huyey, Ka'b'in yakasını bırakmadı. Ona vaadlerde bulundu, onu kandır­maya çalıştı. Nihayet onun tekliflerini kabul etti ve Muhammed (sav) ile as­habına yardımcı olmamak, buna karşılık kendileri ile birlikte yola koyulmak üzere akitleşti. Bu sefer Huyey b. Ahtab ona şöyle dedi: Kureyş ve Gatafanlı-lar çekip gittiklerinde ben beraberimdeki yahudilerle birlikte senin tarafına katılırım.

Ka'b ile Huyey'in arasında meydana gelen bu sözleşme Peygamber (sav)'a ulaşınca, Peygamber Hazreclilerin lideri olan Sa'd b. Ubade ile Evslilerin li­deri Sa'd b. Muaz'ı onlarla birlikte de Abdullah b. Revâha ile Havvat b. Cu-beyr'i gönderdi. Rasûlullah (sav) onlara şöyle buyurdu: "Kureyzaoğullarına gidiniz. Şayet bize anlatılanlar gerçek ise (geldiğinizde) bu hususu bize üs­tü kapalı ifadelerle anlatın ve insanların maneviyatını kırmayın. Şayet söy­ledikleri yalan ise bunu herkesin önünde açık açık söyleyin."

Kalkıp Kureyzalıların yanına gittiler. Onların kendilerine anlatılandan daha kötü bir halde olduklarını gördüler. Rasûlullah (sav)'a dil uzattılar ve şöyle dediler: Bizim onunla herhangi bir antlaşmamız yoktur. Sa'd b. Muaz onlara hakaret ettiği gibi, onlar da ona hakaret ettiler. Sa'd b. Muaz bir par­ça sert idi. Sa'd b. Ubade ona: Onlarla sövüşmeyi bırak, çünkü onlar arasın­da bundan daha fazlası vardır.

Nihayet her iki Sa'd, Rasûlullah (sav)'ın yanına bir grup müslüman ile bir­likte olduğu bir sırada vardılar ve ona: Adal ve el-Kare, dediler. Onlar bu söz­leriyle Adal ve el-Karelilerin, Recî'de şehid düşen Ubeyy ve arkadaşlarına ve­rilen ahdin bozulmuş olduğunu ifade etmiş oluyorlardı. Bunun üzerine Pey­gamber (sav): "Müjdeler olsun size ey müslümanlar" diye buyurdu.

İşte o esnada bela büyüdü, korku arttı. Müslümanlara düşmanları üstle­rinden yani doğu tarafından, vadinin üst tarafından ve batı tarafından, vadi­nin iç taraflarından, altlarından gelmeye başladılar. Öyle ki, Allah hakkında çeşitli zanlar beslemeye koyuldular. Münafıklar gizlediklerinin birçoğunu açı­ğa çıkardılar. Kimisi: Bizim evlerimiz korumasızdır. Haydi oraya gidelim, çün­kü biz onlara gelecek bir zarardan korkuyoruz, dediler. Bu sözü söyleyenlerden birisi de Evs b. Kayzî idi. Kimileri: Muhammed bize Kisra ve Kayser'in hazinelerinin fethedileceğini vaadediyor. Halbuki bugün bizden herhangi bir kimse def-i hacet için gitmekten dahi korkmaktadır, demişti. Bu sözü söy­leyenlerden birisi de Amr b. Avfoğullarına mensub birisi olan Muattib b. Ku-şeyr idi.

Rasûlullah (sav) ve müşrikler, bir aya yakın, yirmi küsur gün ok ve taş at­malar dışında aralarında herhangi bir çarpışma olmaksızın kaldılar. Rasûlul­lah (sav) müslümanların sıkıntılarının oldukça ağırlaştığını görünce, Fezareli Uyeyne b. Hısn ile Murreli el-Haris b. Avf a haber gönderdi. Bu ikisi Gata-fanlıların kumandanı idiler. Beraberlerinde bulunan Gatafanlılar ile gidip Ku-reyşlileri yardımsız bırakarak kavimleri ile dönmeleri karşılığında Medine mah­sullerinin üçte birini vereceğini söyledi. Böyle bir konuşma henüz bir görüş­me şeklinde idi, bir akid haline gelmemişti. Rasûlullah (sav) bu ikisinin bu teklife razı olduklarını görünce, Sa'd b. Muaz ile Sa'd b. Ubâde'nin yanına git­ti, bu hususu onlara zikredip onlarla danıştı. Onlar da şöyle dediler: Ey Al­lah'ın Rasûlü, bu senin sevdiğin ve senin için yapmamızı istediğin bir iş mi­dir, yoksa Allah'ın sana emredip bizim de dinleyip itaat etmemiz gereken bir husus mudur, yoksa senin bizim faydamıza yapmak istediğin bir şey midir? Peygamber: "Hayır. Ben bu işi sizin faydanız için yapmak istiyorum, dedi. Al­lah'a yemin ederim, benim bu işi yapmamın tek sebebi, bütün Arapların el-birlik edip sizin üzerinize gelmiş olduklarını görmemdir. Başka hiçbir sebe­bi yoktur."

Bunun üzerine Sa'd b. Muaz ona şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü! Allah'a yemin ederim, biz de, bu kavim de Allah'a şirk koşuyorduk, putlara tapıyor­duk. Allah'a ibadet etmiyor, tanımıyorduk. Fakat ya satın almak yahut ta mi­safir olarak kendilerine ikram edilmek dışında, bizim mahsullerimizden her­hangi bir şeyi ele geçirebilme umuduna kapılmamışlardı. Şimdi Allah bizi İs­lâm ile şereflendirmiş, bizi bu dine iletmiş, seninle bizi yüceltmiş iken mi mal­larımızdan onlara bir şeyler vereceğiz? Allah'a yemin ederim, Allah bizimle onlar arasında hüküm verinceye kadar onlara kılıçtan başka verecek hiçbir şeyimiz yoktur.

Rasûlullah (sav) buna çok sevindi ve: "Madem böyle istiyorsunuz, böyle olsun" diye buyurdu. Uyeyne ile el-Haris'e de: "Çekip gidiniz. Size kılıçtan başka verecek bir şeyimiz yoktur" dedi. Sa'd'da henüz şahidleri yazılmamış bulunan antlaşma müsveddesinin yazıldığı sahifeyi eline aldı ve sildi
Kayıtlı

İnsanlara öyle aldatıcı yıllar gelecek ki o zaman yalancılar doğrulanacak, doğru sözlüler de yalanlanacaklardır. O zaman hâinlere güvenilecek, güvenilir olanlar da ihânetle suçlanacaklardır. İşte o zaman Ruveybida konuşacaktır.” Denildi ki: “Ruveybida da nedir?” müptezel adamdır

Sayfa: [1]
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: